Olaya Giriş:
Bu günlerde başıma bela olan bir rahatsızlığım var: insomnia.
Tabii öyle hemen mahdevip gözlerimi morartmaya başlamadı ama hastalığın başındayım,farkındayım.
Bir türlü uyuyamıyorum, ya da uyuyorum ama bilincim bana sürekli uyanık+mışım işkencesi yapıp birşeyler konusunda beni cezalandırıyor.Evet nedeni bu olmalı, kendi kendimi canice cezalandırıyorum!Uykularıma geri döndüğüm gün, merhametli olmaya başladığım gündür!
-
-
Dün gece de uyuyamadığım günlerden biriydi.Bu sefer uyuyamamamla barışayım dedim, salondaki kanepeye uzandım ve hemen yanımdaki müzik setinden "Travis - The Boy With No Name" CD'sini açtım.Ses, kimsenin duyup uyanamayacağı kadar alçak, benim zihnimi açık tutacak kadar yüksekti.(Yılmaz Erdoğan söz oyunları oynuyorum,kaçırma) Track List tekrar tekrar dönerken dışarıda yağmurun yağmaya başladığını hissettim.Kafamı biraz sağa çevirdiğimde -kanepe hemen pencerenin yanında; pencere açık,dışarısı kabak- en sevdiğim manzaralardan biriyle karşılaştım.Son zamanlarda yağmurun yağmasını izlemek gibi romantik bir zevk edindim de.Baktım yağıyor, gözlerimi hiç ayırmadan hafif uyur vaziyette izlemeye başladım etrafı.Derken gözüme kesik kesik rahatsız edici bir ışığın varlığı çarpmaya başladı.Önce kafam zaten pek yerinde olmadığı için doğa tarafından daha da rahatsız edilmek istendiğimi düşündüm.Hatta bir ara kendi kendime bu ışığı uydurduğumu, şizofrenimde bir insanı hayal edemeyecek kadar güçten düştüğümü de sandım.Ama hayır, bu ışık gerçekti ve çok da rahatsız ediciydi.Işınlarının büyük bölümünü benim gözlerime gönderdiği yetmezmiş gibi aniden yaşadığı parıldamalarla ödümü de ağzıma getiriyordu.O ışık bana daha çok bir çeşit süpernova izlenimi verdi.Her an ömrünün sonuna gelip patlayabilir ve onu izleyerek rahatsız eden; yanlış zamanda yanlış yerde bulunan bu korkmuş gözlemciye isabet alabilirdi.Hatta "bilebilmek" ihtimalini de aşmış, patlar patlamaz beni isabet bulacaktı,belliydi.Arada bir gözlerimi kaçırıp başka şeyler düşünmeye çalışsam da yaşadığı ani parlamalarla dikkati yeniden üzerine çekmeyi de başarıyordu.Kararlıydı.İtiraz etme hakkım yoktu.O gece orada sokak lambasının patlaması sonucu; gözleri yerinden oynamış,beyni dağılmış bir şekilde çirkin bir cesete dönüşecektim.
Durumu kabullenip sonrasında olacakları düşünmeye başladım.Ailem perişan olurdu herhalde.Hatta akıl sağlıklarını bile yitirebilirlerdi.Arkadaşlarımsa, birkaçı hariç; bu durumu daha rahat atlatırlardı.Tamam hani birkaç yılları hüzünle geçerdi ama o kadar da iz bırakacak bir hayat yaşamadık daha.
Gel zaman git zaman ben artık komplo teorisinden çıkıp uhrevi meselere dalmışken yağmur dindi,sokak lambasının şiddeti de sona erdi.O anda olayların akademik fizikle alakalı olduğunu kavradım ve kararımı verdim: ben kuantum fiziği okumak istiyorum!Lise fiziği gibi 'ideal şartlar' silsilesi saçmalıklarından sıkıldım!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder